Adaya Easter Island ismini, Avrupalı kaşiflerden biri, bir Paskalya Bayramı arefesinde adaya çıkması sebebiyle vermiş. Ancak adanın gizemi, Avrupalılar tarafından keşfedilmesinden çok çok öncesine dayanıyor. Adaya ilk ayak basan Polinezyalı denizcilerin adaya nasıl ulaştığı, aylarca açık okyanusta nasıl hayatta kaldıkları bir sır, adayla alakalı çok sayıdaki gizemden sadece biri.
Paskalya Adası ismini Hollandalı kaşif Jacob Roggeveen’den almış. 1722 yılında başka bir adayı bulmak için yola çıkan Roggeveen, bir paskalya bayramında bu adaya rastlamış. Adaya her dilde Paskalya anlamına gelen isim de o zaman verilmiş. Adanın Polinezya dilindeki ismi olan Rapa Nui’yi ise, zamanında buraya göçen kişiler vermişler. Garip bir üçgen şekle sahip olan bu adada 3 ayrı yanardağ bulunuyor; Terevaka, Poike ve Rano Kau. Her biri ada üzerinde çeşitli kraterler ve lav mağaraları oluşturmuş.
Paskalya Adası’nın simgeleri olan moailer, taştan oyulmuş büyük heykellere verilen isim. Moailer genelde Rano Raraku bölgesinde toplanmışlar. Moailer’in 1250 ile 1500 yılları arasında yapıldığına inanılıyor. Adanın çevresindeki devrilmiş bazı moai heykelleri, arkeologilar atarfından toplanıp Ahu denilen taş platformlar üzerine yerleştirilmişler. Heykeller vücutlarından oldukça büyük kafaları ile ünlendiler.Tıpkı Mısır’daki Piramitler örneğinde olduğu gibi, Rapa Nui’nin dev heykellerinin yapılışı ve dikilişi de merak konusu. Bu büyüklükteki taş heykellerin yapılması, taşınması ve yerleştirilmesi için ileri derecede bilgi, yaratıcılık ve fiziksel güç gerekiyor. Dikili en uzun moai Paro adında. Tam 10 m uzunluğunda ve 75 ton ağırlığında. En ağır heykel ise daha kısa ama 86 ton çekiyor. Bir tane de tamamlanmamış heykel var ki, bitseymiş tam 21 m uzunluğa ve 270 ton ağırlığa sahip olacakmış. Bu devasa hallerine rağmen moai heykelleri Polinezya’nın diğer noktalarında da göreceğiniz gibi gayet minimalist çizgilere sahipler. Yüzleri ve vücutlarında bir detay görmeniz neredeyse imkansız. Heykeller genelde uzun ve düz kayalara oyulmuşlar. Bayanları kıskandıracak estetikte burunları, çıkık alın ve kaşları, büzük dudakları, yüzlerinde gururlu bir ifadeleri var. Kafalarının vücutlarının üç katı büyüklükte olması, Polinezyalılar’ın inanış ve düşünceye sıkı sıkıya bağlı olduklarını ortaya koyuyor. Pek çok kişi bu heykellerin tıpkı Nemrut Dağı’ndakiler gibi sadece başlardan oluştuğunu sanabilir. Fakat, zaten çok kısa ve biçimsiz olan vücutları zaman içinde oluşan erozyonlar sebebiyle omuzlarına kadar toprağa gömülmüşler.



